Kardeşim, O Yoldan Biz Geçtik
Bizim oralarda bir söz vardır: “Akıllı insan başkasının düştüğü çukurdan ders alır, akılsız olan kendi düşer.” Bugün Azerbaycan’a bakınca bu söz dilime takılıp duruyor. Çünkü o çukur bizim çukurumuz. İçine düştük, yıllarca debelendik, çıkmak çeyrek asrımızı aldı. Şimdi can kardeşimizin aynı çukura doğru yürüdüğünü görüyoruz ve susmak içimizden gelmiyor.
Olayı bilmeyen kalmadı ama kısaca hatırlatayım. Azerbaycan Bakanlar Kurulu'nun 21 Eylül kararı, öğrencilerin okul üniformasından ayrılan ya da genel eğitimin laik niteliğiyle çelişen kıyafet giymesini yasakladı; 6 Ekim'de de öğretmenler için kıyafet kuralları onaylandı. Kâğıt üstünde "başörtüsü" kelimesi geçmiyor, ama sahada ne olduğu ortada. Amnesty International'a göre 12 Ekim'den bu yana başörtülü öğrenciler ve öğretmenler okullara alınmıyor. Bakü ve Sumgayıt'taki öğretmenler, okul yönetimlerinin kendilerinden başörtüsünü çıkarmalarını ya da istifa etmelerini istediğini anlattı. Yirmi üç yıllık bir İngilizce öğretmeni, Gülşen Aliyeva, Bakü'deki okulunun kapısından başörtüsü yüzünden içeri sokulmadı.
Yirmi üç yıl… Düşünsenize. O kadının elinden kaç çocuk geçmiş, kaçına "a, b, c" öğretmiş. Dün kapıdan "Hoş geldiniz hocam" diye girerken bugün aynı kapıda "Sen giremezsin" deniyor. Değişen ne? Kafasındaki bir parça kumaş mı? O kumaş dün de oradaydı.
Biz bu filmi izledik
Bu satırları okuyan pek çok kadının boğazı düğümleniyordur, biliyorum. Çünkü bizim de üniversite kapılarımız vardı. Bizim de "ikna odalarımız" vardı. Başörtüsünü kapıda çıkarıp peruk takarak derse giren kızlarımız vardı. Doktor olmak isterken diplomasını almadan okulu bırakan, hukuk okumak için Viyana'ya, Saraybosna'ya giden gençlerimiz vardı. Annesini mezuniyet törenine sokamayan çocuklar vardı. Kendi Meclis'inden yuhalanarak çıkarılan bir milletvekilimiz vardı.
Peki ne kazandık? Laiklik mi güçlendi? Hayır. Toplum mu huzura erdi? Hiç değil. Kazandığımız şey, yarısı kırgın, yarısı tedirgin bir memleket oldu. Kaybettiğimiz şey ise bir neslin en parlak yılları. O kızların bazıları bugün elli yaşında; hâlâ "Ben de mühendis olabilirdim" diye iç çekiyor. Devlet sonunda yasağı kaldırdı, ama o yılları kimseye geri veremedi.
İşte bu yüzden Azerbaycan'da sınıflardan geri çevrilen kızların görüntüleri, Türkiye'de kendi başörtüsü yasağı geçmişinin acı hatıralarını yeniden canlandırdı. Bu tepki "başkasının işine karışmak" değil; yanığı olan birinin, ateşe el uzatan kardeşine "Dokunma, yakar!" diye bağırmasıdır.
"İran etkisi" bahanesi
Bakü'nün gerekçesi belli. Bakü yasağı, ülkenin yüzyılı aşkın laik geleneğine dayanarak İran'ın dini etkisine karşı bir önlem olarak sundu. Anlıyorum; komşunuzun niyetinden şüphe edebilirsiniz. Ama komşudan korkup kendi kızınızı evden kovmak hangi aklın işidir?
Bizde de aynı söz söylendi: "Başörtüsü siyasi simgedir, rejime tehdittir." Sonra ne oldu? On dört yaşında bir kız çocuğunun rejimi yıkmadığını, yalnızca okumak istediğini hepimiz gördük. Asıl tehdit, insanları kendi devletine küstürmekti. Bir insanı okuldan kovarsanız, onu kafasındaki fikirden uzaklaştıramazsınız; sadece sizden uzaklaştırırsınız. Hem de çoğu zaman tam korktuğunuz kişilerin kucağına itersiniz.
Laiklik devletin bütün inançlara eşit mesafede durmasıdır. Bir öğrenciye "Başını aç, öyle gel" demek mesafe değil, dayatmadır. Laikliği koruyalım derken laikliğin kendisini çiğnemek, evi soğuktan korumak için evin kapısını yakmaya benzer.
Kardeşlik susmak değildir
Meselenin bir de siyasi tarafı var ve ne yazık ki giderek kızışıyor. Erdoğan'ın başdanışmanı Oktay Saral, Azerbaycan'ın kararlarının başörtülü kızları eğitim hakkından mahrum bıraktığını ve bu hatanın bir an önce düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Buna karşılık Aliyev'in partisi Yeni Azerbaycan Partisi, Türkiye'yi iki ülke arasında "yapay gerilim" yaratmakla suçladı. Bu arada Bakü'de yasağı protesto eden en az 37 kişi kamu düzenini bozmak gerekçesiyle gözaltına alındı.
"Bir millet, iki devlet" diyoruz. Güzel söz. Ama bir milletsek, birimizin başına gelen acıyı öbürü bilir. Kardeş dediğin, kardeşi yanlış yola saparken alkış tutan değil, kolundan tutup "Gel, o yol çıkmaz sokak" diyendir. Dostun acı söyler, düşmanın tatlı. Bizim Azerbaycan'a söyleyeceğimiz söz acı ama dost sözüdür.
Elbette Türkiye'nin de kendi aynasına bakması gerekiyor. Dün bu yasağı uygulayanlar, bugün ona karşı çıkanlar, hepimiz şunu kabul edelim: bir hakkı yalnızca kendi tarafımız mağdur olduğunda savunursak, o hak değil, çıkar olur. Başörtüsü özgürlüğünü savunan, yarın başka bir inancın, başka bir hayat tarzının da özgürlüğünü savunmak zorundadır. Bizim derslerimizden biri de budur.
Son söz
Bakü'deki o okul kapısının önünde ağlayan kız çocuğunun yerine bir an kendi kızınızı koyun. Ya da yirmi beş yıl önce Beyazıt'ta, Ankara'da, Kayseri'de kapıdan dönen kızlarımızı hatırlayın. Aynı gözyaşı, aynı soru: "Ben ne yaptım?"
Azerbaycan'a sesleniyorum: Bu yoldan biz geçtik. Sonunda gördük ki kimse kazanmadı. Bizim yirmi beş yılda öğrendiğimizi siz yirmi beş günde öğrenin. Kızlarınızı okulunuza geri alın. Çünkü bir ülkenin geleceği, kapıda bekletilen çocuklarının elinde yazılır.
Karşı görüşler (yazara not)
Bakü yönetimi ve destekçileri bunun genel bir başörtüsü yasağı değil, yalnızca devlet okullarındaki kıyafet düzenlemesi olduğunu savunuyor. Kafkasya Müslümanları İdaresi Başkanı Allahşükür Paşazade de ülke çapında bir başörtüsü yasağı olmadığını söyledi. Hukuki tartışma da açık: AİHM, Leyla Şahin davasında Türkiye'deki üniversite başörtüsü yasağını onaylamıştı; Azerbaycan'ın 2026 düzenlemeleri hakkında ise henüz kesinleşmiş bir uluslararası karar yok.
#Azerbaycan#Türkiye-Azerbaijan İlişkileri#Azerbaycan-Türkiye İlişkileri#Azerbaycan İlişkileri
Okuyucu Yorumları (0)
Yorum yazmak için giriş yapın ya da üye olun.
