Yağmurun Ardından Sormadığımız Sorular
Bir şehrin ne kadar geliştiğini güneşli bir günde anlamak kolay değildir. Yeni yollar, aydınlatılmış meydanlar, yükselen binalar gözümüzü doldurur. Asıl sınav, yağmur başladığında gelir: Çocuk okulundan evine dönebiliyor mu? Alt geçitten güvenle geçilebiliyor mu? Bir derenin yanındaki yolun ne zaman kapatılacağı biliniyor mu?

17 Ekim akşamı başlayan yağışların ardından Pendik–Gebze sınırındaki Göçbeyli Deresi çevresinden gelen haberler, bu soruları yeniden önümüze koydu. Haberlerde, bir otomobildeki üç kişinin sel sularına kapıldığı, birinin kurtulduğu, kaybolan iki kişiden birinin cansız bedenine ulaşıldığı aktarıldı. Olayın iki ilin sınırında yaşanması nedeniyle farklı illerden ekiplerin aramalara katıldığı belirtildi.
Bu haberin karşısında önce insanların acısını görmek gerekir. Ardından da o acının tekrarını önleyecek soruları sormak.
Hangi kurumun hangi konuda kusuru bulunduğu teknik inceleme gerektirir. Yağışın şiddeti, arazinin özellikleri, yolun durumu, uyarıların zamanı ve alınan kararlar bilinmeden hüküm vermek kolaycılıktır. Fakat kesinleşmiş bir kusur tespitinin bulunmaması, hazırlığın nasıl yapıldığını sormamıza engel değildir.
Yağmur başlamadan önce ne biliyorduk ve bildiklerimizle ne yaptık?
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarı sistemi, tehlikeyi renklerle anlatıyor. Turuncu uyarı, hasar ve kayıp ihtimali taşıyan tehlikeli hava koşullarını; kırmızı ise çok tehlikeli koşulları ifade ediyor. Kurum, hava olaylarının şiddetini, zamanını ve süresini her durumda kesin olarak belirlemenin mümkün olmadığını da açıklıyor.
Buradan çıkaracağımız sonuç, tahminlerin kusursuz olmasını beklemek olmamalı. Belirsizlik varken de karar verebilen bir hazırlık düzenine ihtiyacımız var.
Bir düşünce örneği kuralım: Aynı yağış uyarısını alan iki ilçeden birinde yalnızca sosyal medya duyurusu yayımlansın. Diğerinde duyuruya ek olarak riskli geçişler kontrol edilsin, ekipler kritik noktalara yerleştirilsin, gerektiğinde yol kapatacak görevliler ve alternatif güzergâhlar önceden belirlensin.
Her iki ilçe de “Uyarımızı yaptık” diyebilir. Peki, ikisi de aynı ölçüde hazırlanmış olur mu?
Uyarının değeri, insanların ve kurumların davranışında oluşturduğu değişiklikle anlaşılır. Telefon ekranına düşen bir bildirim, hangi yoldan uzak duracağını bilmeyen kişi için eksik kalabilir. Bir kamu kurumuna ulaşan tahmin, sahada kimin ne yapacağını belirlemiyorsa görev zinciri tamamlanmış sayılmaz.
Vatandaşın sorumluluğu da vardır. AFAD, sel uyarısı sırasında dere yataklarından ve benzeri riskli alanlardan uzak durulmasını, su baskını tehlikesinde yüksek yerlere yönelinmesini öneriyor. Ancak bireysel dikkat ile kamu sorumluluğunu birbirinin yerine koyamayız. Güvenli davranışı anlatmak, riskli alanı yönetme ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
Burada şehir yönetiminin pek gösterişli olmayan işlerine geliyoruz.
AFAD’ın sel konusunda yayımladığı bilgiler, dere yatakları ve drenaj kanallarındaki tıkanmaların düzenli temizlenmesini, bu hatların açık tutulmasını ve yeşil alanların korunmasını vurguluyor. Bunlar açılış töreninde güçlü görüntüler üretmeyebilir. Fakat bir şehrin gündelik güvenliği, biraz da bu sessiz işlerin zamanında yapılmasına bağlıdır.
Şimdi kendimizi bir bütçe toplantısında düşünelim. Önümüzde iki öneri var: Meydanın görünümünü yenilemek veya yağmur suyu sistemindeki sorunlu noktaları gidermek. İlkinin sonucu her gün görülecek. İkincisinin faydası belki de bir gece hiçbir evin su altında kalmaması olacak.
Biz seçmenler hangisini daha kolay fark ederiz? Hangisini daha çok konuşuruz? Hangisi için yöneticiyi takdir ederiz?
Hiç yaşanmayan bir felaketin siyasi karşılığı var mı?
Bu soru, yöneticiler kadar bize de yöneliyor. Hizmeti yalnızca görünen yapılar üzerinden değerlendirdiğimizde, bakımın ve önleyici yatırımın değerini geri plana itme riski taşıyoruz. Ardından yağmur yağdığında, daha önce sormadığımız soruları büyük bir öfkeyle soruyoruz.
Oysa hesap sormanın en verimli zamanı, henüz kayıp yaşanmamışken olmalı.
Mahallemizdeki taşkın riski hangi çalışmayla belirlendi? Son bakım ne zaman yapıldı? Tespit edilen sorunlardan hangisi giderildi? Giderilemeyenler için geçici önlem var mı? Bir geçişi kapatma kararını kim, hangi koşullarda verecek?
Bu sorulara tarih, kayıt ve sorumlu birim adıyla cevap verilebilmesi gerekir.
Pendik–Gebze sınırındaki olayın düşündürdüğü başka bir mesele de kurumlar arası koordinasyon. Haberde iki ilden ekiplerin aramaya katıldığı belirtiliyor. Bu bilgi kendi başına bir koordinasyon eksikliği göstermez. Ancak daha geniş bir yönetim sorusunu gündeme getirir: İl ve ilçe sınırlarını aşan bir tehlike için hazırlık da aynı bütünlükte yürütülüyor mu?
Dere, idari haritaya göre akmaz. Bir noktada alınan kararın sonucu başka bir yerleşimde ortaya çıkabilir. Bu yüzden vatandaşın karşısına birbirinden kopuk görev açıklamalarıyla çıkmak yeterli değildir. Yetkilerin farklı olması, hazırlığın ortaklaşa yapılmasına engel olmamalı.
Elbette hiçbir şehir her koşulda sıfır risk vaat edemez. Altyapının kapasitesi, bütçenin sınırı, tahminin belirsizliği vardır. Her su baskınını otomatik olarak ihmal ilan etmek de doğru değildir.
Ama bu gerçeklerin her biri açıklama gerektirir.
Bir yağışın olağanüstü olduğu söyleniyorsa ölçümleri ortaya konulmalı. Altyapının kapasitesini aştığı belirtiliyorsa bu kapasitenin hangi varsayımla belirlendiği anlatılmalı. Risk önceden biliniyorsa neden giderilemediği, giderilene kadar insanların nasıl korunacağı açıklanmalı.
Şeffaflık, yalnızca yapılan işleri sıralayan bir faaliyet raporundan daha fazlasıdır. Yapılamayan işin gerekçesini ve doğurduğu riski de toplumla paylaşabilmektir.
Bunun için her ciddi olaydan sonra kamuoyuna açık bir değerlendirme yayımlanmasını istemeliyiz. Uyarının hangi saatte geldiği, hangi kararların alındığı, sahada neyin işe yaradığı ve neyin değiştirileceği anlaşılır bir dille ortaya konulmalı. Düzeltmeler için tarih verilmeli; o tarih geldiğinde sonuç yeniden açıklanmalı.
Arama kurtarma ekiplerinin emeğini takdir etmekle, onları böylesine ağır koşullarda çalışmaya mecbur bırakan riskleri sorgulamak birbirini tamamlar. Bir insanı sudan çıkarmak için gösterilen cesaret kadar, o insanın tehlikeye girmesini önleyecek hazırlık da kamu hizmetinin ölçüsü olmalıdır.
Yağmur dindiğinde yollar temizlenecek, trafik açılacak, gündem değişecek. İşte tam o sırada bizim tercihimiz belirleyici olacak.
Bir sonraki seçimde adaylara kaç kilometre yol yapacaklarını soracağız. Peki, mevcut yolların hangi koşullarda tehlikeli hâle geldiğini bilip bilmediklerini de soracak mıyız?
Yeni bir meydanın açılışını alkışlayacağız. Peki, taşkın riskini azaltmak için toprağın altında yapılan ve gözümüzün hiç görmeyeceği bir yatırımı da aynı ölçüde önemseyecek miyiz?
Bir sonraki seçimde adaylara kaç kilometre yol yapacaklarını soracağız. Peki, o yolların şiddetli bir yağmurda güvenli kalması için ne yapacaklarını da soracak mıyız?
Bir şehrin başarısı, açılış törenlerinde gösterilen eserlerle sınırlı değildir. Asıl ölçü, zor bir gecede o şehirde yaşayan insanların ne kadar güvende olduğudur. Biz sandığa giderken bu güvenliğin hesabını da soracak mıyız?
#Yağmur#Yağmur Suyu Yönetimi#Yağmur Drenajı#Sağanak Yağmuru#Yağmur Hazırlığı#Yağmur Sonrası Altyapı Sorunu#İstanbul Yağmuru Felaketi#Yağmurlu Hava
Okuyucu Yorumları (0)
Yorum yazmak için giriş yapın ya da üye olun.
