Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde ekonomik ve diplomatik kırılma noktaları
İlham Aliyev'in Ankara zirvesine katılmamasıyla görünen gerginlik, 'kardeşlik' retoriğinin ardındaki ekonomik hesaplamaların ve Zengezur Koridoru'nun stratejik hesaplanmasının işaretçisi oluyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi'ne katılmaması, iki ülke arasındaki "tek millet, iki devlet" retoriğinin altındaki gerilimi yüzeye çıkardı. Resmi açıklamada Aliyev'in Bakü'deki FIFA U-15 Dünya Şampiyonası kapanış törenine katıldığı belirtildi, ancak hükümete yakın Azerbaycan medyası bu kararı, son haftalarda Türkiye'de Azerbaycan yönetimine yönelik eleştirilere ve Ankara'nın bu eleştirilere verdiği tepkilerle ilişkilendirdi. BBC Türkçe'nin aktardığına göre APA ajansı, gerginliğin odak noktalarının Azerbaycan-İsrail ilişkileri, okul forması ve başörtüsü tartışması ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği adaylığı olduğunu sıraladı. Zirvede Azerbaycan'ı temsil eden Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın samimi görüntüleri paylaşıldı, ancak Erdoğan isim vermeden "Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur" mesajı verdi.
Gerginliğin ekonomik boyutu, Day.az'ın 18 Ekim'de yayımladığı "Azerbaycan'ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!" başlıklı makaleyle açıkça dile getirildi. BBC Türkçe'nin raporuna göre bu yazı, siyasi ve kültürel anlaşmazlıkların altında yatan bir kaynak paylaşım sorunu olduğunu işaret ediyor. Makalenin tonu, Bakü'nün Türkiye'nin en büyük yatırımcılarından ve en yakın müttefiklerinden biri olmaya devam edeceğini, ancak mali destekçiliği reddettiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, iki ülke arasındaki milyarlarca dolarlık ekonomik bağımlılığın tek taraflı olmadığını vurguluyor: SOCAR, Türkiye'nin en büyük yabancı yatırımcısı konumunda 18 milyar dolarlık yatırımlarla STAR Rafineri ve Petkim gibi varlıklara sahipse, Türkiye de Azerbaycan gazının Avrupa'ya gidişindeki kilit transit rotası oluyor.
Haziran 2026'da imzalanan 15 yıllık gaz anlaşmasıyla 2029'dan itibaren yıllık 4,5 milyar metreküp gaz tedariki planlanırken, ekonomik hesaplamalar stratejik projelere de uzanıyor. Bayramov'un TDT zirvesindeki konuşması, gerginlik tablosunun tersine Zengezur Koridoru ve Orta Koridor üzerinden işbirliğinin devam ettiğini kanıtlıyor. Bayramov, "Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesi ekonomik imkanları artıracak" diyerek, koridorun sadece bir ulaşım projesinden öte, bölgedeki ekonomik entegrasyonun motoru olduğunu vurguladı. Bu tutum, siyasi gerginliklerin stratejik altyapı ve enerji projelerini bloke etmediğinin, hatta bu projelerin diplomatik iletişim kanallarını canlı tuttuğunun göstergesi.
Bayramov'un zirve konuşmasında Ermenistan ile barış sürecine atıfta bulunması ve "fiili barış ortamı" ifadesinin kullanılması, Zengezur Koridoru'nun operasyonel hale gelmesi için Ermenistan'ın siyasi iradesinin kritik olduğunu hatırlatıyor. Azerbaycan, Karabağ zaferiyle toprak bütünlüğünü sağladıktan sonra, koridorun açılmasıyla Nakhçıvan'ın ana vatanla karayolu bağlantısının sağlanmasını ve bölgedeki ticaret akışlarının yeniden yapılandırılmasını hedefliyor. Bu bağlamda Türkiye, hem koridorun güvencesi hem de Avrupa'ya enerji ve lojistik kapısı rolüyle, Azerbaycan'ın bölgesel stratejisinde vazgeçilmez bir aktör kalıyor.
Öte yandan Türkiye'nin Ekim 2026'da Feridun Sinirlioğlu'nu BM Genel Sekreterliği için aday göstermesi, Azerbaycan medyasının gündemine giren "olası aday" tartışmalarının arka planını oluşturuyor. Hükümete yakın Azerbaycan medyasının bu adaylığı, Aliyev'in zirveye gelmemesi gerekçeleri arasında sayması, çok taraflı diplomasida karşılıklı hassasiyetlerin nasıl işlediğini ortaya koyuyor. Ankara'nın bu adaylığı, küresel diplomaside daha fazla söz sahibi olma arayışıyken, Bakü için bu, bölgesel dengelerde Türkiye'nin tekelci bir tutuma kayması riski olarak algılanabiliyor.
Silah fiyatları, giriş yasakları ve bir cumhurbaşkanlığı danışmanının görevden alınmasıyla başlayan ve zirve katılımıyla doruğa çıkan süreç, iki ülke ilişkilerinin "kardeşlik" çerçevesinin, ekonomik çıkarlar, bölgesel güvenlik mimarisi ve uluslararası örgütlerdeki pozisyonlar gibi somut hesaplamalarla test edildiğini gösteriyor. SOCAR yatırımları ve gaz anlaşmaları gibi ekonomik bağlar, ilişkilerin tamamen kopmasına bir sigorta işlevi görse de, Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesindeki gecikmeler ve Ermenistan sürecindeki belirsizlikler, stratejik güvenin her an yeniden pazarlık konusu olabileceğini kanıtlıyor.
Sıra şimdi, gerginliğin yönetilmesi ve stratejik projelerin izolasyonundan korunmasında. Bayramov'un Ankara ziyareti ve Erdoğan ile sohbeti, diplomatik kanalların açık olduğunu, tarafların kriz yönetimine girdiğini işaret ediyor. Ancak Day.az makalesinin vurguladığı "bütçe yedek fonu değil" mesajı, gelecekteki her işbirliği pazarlığında Azerbaycan'ın mali şeffaflık ve karşılıklılık ilkelerini öne çıkaracağının, Türkiye'nin ise bölgesel güvenlik sağlayıcısı rolünün ötesinde ekonomik şartlarda esneklik göstermesi gerektiğinin sinyalini veriyor. Zengezur Koridoru'nun temposu, bu yeni dengelerin ilk sınav alanı olacak.
#Türkiye#Diplomasi#Azerbaycan#Zengezur Koridoru#Ekonomik İlişkiler#TDT
Okuyucu Yorumları (0)
Yorum yazmak için giriş yapın ya da üye olun.
